Otomobillerin yol tutuşu performansını etkileyen önemli kuvvetlerden biridir (bkz: handling). Özellikle virajlarda direksiyon çevikliğini doğrudan etkiler. Genelde ağırlık dağılımı ile karışsa da otomobillere çok farklı etki eder.

Gelelim fizik dersimize; polar atalet momenti dediğimiz kuvvet, cismin ağırlık merkezi ve kütlenin merkeze uzaklığı ile ilişkilidir. Kütle merkezden uzaklaştıkça bu kuvvet artar. Polar atalet momentinin artması demek cismin dönmesi için uygulanması gereken kuvvetin de artması demektir.
Size basit bir deney ile olayı kavramanıza yardımcı olayım, ihtiyacınız olan tek şey döner ofis koltuğu (plaza çalışanları için bulunması zor olmayan bir şey olsa gerek).
Şimdi; uygun zaman ve ortam oluştuğunda (patronunuzla göz göze gelirseniz sorumlu ben değilim) koltuğu dönerken bişeylere çarpmayacak genişlikte bir alana çekin. Sonra koltuğa oturun ve ayakları sabit bir şekilde kendi ekseninde dönmeye başlayın. belirli bir hıza ulaşana kadar güç kullandıktan sonra uzuvlarınızı sabit tutarak ne kadar süre döndüğünüzü ölçün.
Daha sonra aynı işlemi uzuvlarınızı kendinize çekerek yani dönme merkezine yaklaştırarak yapın ve sürenizi ölçün.
Son olarak aynı işlemi uzuvlarınızı açarak yani merkezden uzaklaştırarak yapın sürenizi ölçün. Sonuç olarak kendinizi merkeze yaklaştırdıkça dönme süresinin arttığını göreceksiniz. Zaten uzuvlarınızı kendinize çekerken hızınızın da arttığını farkedeceksiniz.

Peki bu otomobiller üzerinde nasıl etki ediyor sorusunun cevabı ise aktarma organları tasarımında saklı. Teorik olarak bütün özellikleri aynı fakat biri fr diğeri mr düzene sahip iki araç düşünün. Bu araçlar ile viraja girdiğinizde direksiyona uygulanması gereken kuvvet mr düzen de daha azdır. Böylece eşit kuvvet uygulandığında mr, fr'dan daha çabuk ve kolay döner. Bunun bir diğer artısı ise hidrolik veya elektrikli direksiyon desteğine olan ihtiyacın azalması yani daha net direksiyon tepkileri alabilme imkanıdır. Lotus Elise'nin 3 nesildir elektrik veya hidrolik destekli direksiyon kullanmadan üretilebilmesinin sırrı buradan geliyor. Ayrıca F1 araçlarında da süspansiyon sistemlerinin dingil üzerinde merkeze daha yakın tasarlanması bu nedenden kaynaklanır (hatta bir dönem f1 araçlarının arka fren sistemi jantın içinde değil aksların ortasındadır bundan ötürü).

Sözün özü polar atalet momentinin yol tutuşu bakımından ağırlık dağılımına göre etkisi birbirinden farklıdır. Yani mr düzene sahip araçların yol tutuşunun daha iyi olması ağırlık dağılımının dengeli olması değildir. Hatta ve hatta çoğu mr 50/50 ağırlık dağılımından ziyade 40/60 ağırlık dağılımına sahiptir (bu sayede çekişin olduğu tekerlere daha çok yük vererek tutunmayı arttırır). Mercedes-Benz SLR Mclaren'de bile aracın yarısını oluşturan kaputun uzunluğu motorun büyüklüğünden değil motorun ön tekerlerin arkasında konumlanmasından kaynaklanır (zaten birçok kaynakta ön- orta motorlu arkadan çekişli olarak belirtilir). Kütleleri araç merkezine yaklaştıran bu tasarım Polar atalet momentini azaltır, yoksa SLR'ın sahip olduğu 49/51'lik ağırlık dağılımı çok da özel ayarlanmış bir değer değildir.
tümünü gör