2014 yılında “Yılın Otomobili” seçilen test konuğumuz Peugeot 308. Ayrıca toplamda 3025 km yol yaptığım aracın testi. Her şeyi anlatacağım. Birazcık sabır.

Fransızlar genelde yeni modellerinde fazlaca radikal değişiklikler yaparak bir önceki kasayı istenmeyen evlat konumuna sokmaya bayılırlar. 308’de de işler böyle yürümüş haliyle. Bir Peugeot’un (RCZ’yi dışarıda tutarsak) alabileceği en sportif ve şık görüntüyü almış. C segmentindeki rekabet ise artık markaların neredeyse en çok savaş verdiği ortam oldu. 308 ilk başlarda dizel – otomatik kombinasyonu sunmayarak, üzerine 308’de robotize şanzıman sunarak birkaç hata yapmıştı. Ama hata yapmadan doğruyu öğrenmek kolay iş değil. Neyse ki hatalarını anlayıp, hem performans konusunda hem de ekonomi konusunda kullanıcılarını hoşnut bırakan EAT6 şanzımanı 308’le bir araya getirdi. Ayrıca önceden e-hdi olan motoru da Blue-HDi olarak Peugeot 308’i gelebileceği en iyi noktaya getirdi.

Çevreci ögelerle ön plana çıkan BlueHDi motor, bir önceki e-HDi motorun yanma odalarının yenilenmesi ve iç sürtünmelerin azaltılmasıyla daha efektif şekilde çalışıyor. Euro6 normlarını yakalamak için katalitik konvertör, partikül filtresi ve AdBlue tankı kullanılıyor. AdBlue tankı, partikül salınımını engellemek için kullanılan bir nevi üre içeren bir tank ve 20.000 km’lik periyodik bakımlarınızda yenilenebilecek şekilde dizayn edilmiş. Tüm bu çevreci özellikleri ile partikül salınımını % 99.9 oranında engelleyen ve sadece 82 gr/km emisyonuna sahip olan motor, güç değerlerinde de kullanıcısını üzmüyor.

Motor verimliliğinden ve kombinasyon devrimlerinden bahsettikten sonra isterseniz artık canlı kanlı örneğe doğru geçelim. Araçla çok uzun vakit geçirdiğim için bu yazıda başlıklara ayırsam da çoğunlukla duygu ve düşüncelerimi hem de yaşadıklarımı anlatacağım.

Öncelikle direksiyon başına oturduğunuzda fazlaca sportif hissetmenizi sağlayacak detaylar var. Ama kabine geçene kadar öncesinde tasarımdan bahsedeyim.

C segmentinde bu rekabet git gide artarken artık çoğu aracı itici bulmaya başladım. Çünkü sokaklarda çok fazla görmeye başladığımız modeller gözlerimiz için bıkkınlık ifade ediyor. Fakat Peugeot 308’i tasarımı neticesiyle görmekten zevk duyar oldum.

TASARIM;

Peugeot tasarımcıları 308’i tasarlarken Leonardo Da Vinci’nin ünlü “Sadelik en büyük farklılıktır” sözünden esinlenerek, en ince detayına kadar kusursuz şekilde tasarlamaya özen göstermişler. Yapmışlar mı? Net olarak yapmışlar.

Önde ledli gündüz farları’nın yanı sıra tamamen far grubunun full Led’li oluşu ile gönlümü aldı. (ön farlarda 62, arka farlarda 48 olmak üzere toplam 110 adet LED kullanılmış.) Hafiften aslan bakışını andıran ön far grubunun formu, kaputun ambleme doğru uzanan burun çizgileri, panjurun krom detayları, sade ve karizmatik bir Peugeot yazısı ön tarafta dikkatiniz çekecek tasarım detaylarının bütünü.

18 inç sapphire alüminyum alaşımlı jant profilden baktığınızda dikkatinizi çeken en önemli güzellik. Yükselen omuz çizgisi camları kısarak değil de camların altında birazcık gövdeyi çıkıntılı yaparak sağlanmış. Arka çamurluk üstüne doğru ilerleyen hayli kaslı bir omuz görüntüsü var ve sportif görünüm camlarda herhangi bir ufalma yaşatmamış. Yani içeride sizi mutlaka ferah bir hava bekliyor.

Arka geldiğimizde 48 adet led kullanılmış stoplar ve aslan pençesini andıran görünümü Peugeot 308’i bir bütün olarak tamamlamış. Tüm bunlar için Stéphan Peureux’a teşekkürlerimizi ilettikten sonra iç mekana geçebiliriz.

KABİN;

Kabine geldiğimizde en çok seveceğiniz şey direkt olarak direksiyon simidi. O kadar iyi ölçülerde ayarlanmış ki direksiyonu bırakmak istemiyorsunuz. Öncesinde 208 modelinde km göstergelerinin görünmeme sorunlarıyla baş etmek zorunda kalan Peugeot, 308’de bunu çok iyi ayarlamış. Doğru oturuş pozisyonunda direksiyonun üzerinden bu göstergeyi çok rahatlıkla görebiliyorsunuz. Gerçi yanlış oturuş pozisyonunda da görüyorsunuz ama siz yine de doğru oturun. Direksiyonun boyutu ise ortalama bir Sparco yarış direksiyonu kadar iyi. Performanslı kullanımlarda o kadar iyi ve sportif hissettiriyor ki, en yakın Peugeot bayisine gidip bir 308 test sürüşü talebinde bulunarak duygularımı anlayabilirsiniz ancak.

Direksiyona dizdiğim methiyeleri bir yana bırakarak geri kalan kabine geçelim. Hemen direksiyonun üzerindeki km göstergesinden bahsedeyim. Sağ taraftaki saat devir saati sol taraftaki ise hız göstergesi. Devir saatinin ters konumlandırılması ise farklı bir duygu yaratıyor. Yani buna asla kötü veya iyi diyemem. Fakat tek dikkatimi çeken hız göstergesi ile devir saatinin yerini değiştirmeleri gerektiği. Çünkü sol tarafta kalan saatin ters yönde hareketlenmesi daha güzel bir görüntü oluşturur. Şimdi kendinize birazcık süre verin ve gözünüzde canlandırın. Yani iki ok da ortaya birbirine bakar konumdan çalışmaya başlasalar daha bir güzel olur gibi.

Her neyse bu çok da üzerinde durulacak bir konu değil. Sport moda aldığınızda ise km göstergesi tam anlamıyla kızarıyor. Ortada ise POWER, BOOST, TORQUE butonları/göstergesi çıkıyor. Gaza bastığınız anda anlık olarak bu bilgiler gözünüzün önüne geliyor. Boost turbo basıncını son olarak 2.6 bar gösteriyor fakat bunun 1.0 atm basıncı üzerine olduğunu belirteyim. Yani doğal olarak turbo 1.6 bar basıyor. 1 atm = 1,01325 bar’dır diyenleriniz çıkacaktır ki evet aynen öyledir. Olayın mantığını anlayın diye anlatıyorum sadece.

PSA grubunun malum orta konsoldaki bütün işlevleri dokunmatik ekrana toplama, hatta tabir yerindeyse hapsetme durumu var. Peugeot 308’de de bu durum can bulmuş. Görünüm olarak konsolda muazzam bir sadelik yaratmış olsa da kullanışlılık olarak klima kumandaları için hiçbir alışma sürecini kaldıramayan ergonomi hataları doğurmuş. Hemen bir örnek vermek gerekirse vites geri konumdayken klima kumandalarına asla müdahale edemiyorsunuz. Multimedyaya ise direksiyon üzerinden müdahale edebildiğiniz için genelde bu dokunmatik ekrana hapsetme olayı, klima kumandaları üzerinde bir sorun teşkil ediyor sadece.

Dokunmatik ekran demişken hemen kendisinden bahsedelim. İşletim hızı çok çok iyi olmasa da dokunmatiği iyi sayılabilir. Görüntü kalitesi ise HD destekli.

Havalandırma kanallarının şekli ve krom detayları kabinde karizmatik görünüyor. Torpidoya geldiğimizde ise büyüklüğünü şöyle tarif edeyim, sürücü koltuğundan uzanmak istediğinizde torpidonun sonuna uzanamıyorsunuz. Soğutmalı torpido bir hayli büyük. Son zamanlarda gördüğüm en büyük torpido dahi diyebilirim. Peugeot torpido için litre bazından hacmini özelliklere yazmalı.

Vitesin önünde telefonunuzu koymak için ufak bir boşluk bulunuyor. Usb girişi aux girişi de burada. Vitesin hemen arkasında ise start/stop tuşu, sport tuşu ve elektronik el freni bulunuyor. Hemen arkasında bir adet bardaklık, bardaklığı raylı bir sistemde hareket ettirir gibi yukarı doğru çektiğinizde ise altında ufak ve gizli bir bölüm beliriyor. Kol dayama ile birbirine çok yakın olan bardaklık, hatta kol dayamayı çektiğinizde tam olarak üstüne geliyor ki, bardaklığın bardaklık olarak kullanılmasını birazcık kısıtlıyor. Kol dayamanın içinde hatrı sayılır bir göz bulunuyor ve kol dayamanın yukarı aşağı öne geri ayarı bulunuyor.

Vites topuzunda herhangi bir mandal bulunmuyor ve bu kullanışı daha da fazla kolaylaştırıyor. Direksiyonun tatlılığından bahsetmek için sabırsızlandığımdan dolayı kabine girer girmez ondan başladım. Kabinin malzeme kalitesini unuttum sanmayın tabii ki. Konsolun üst kısımları fazlaca kaliteli, aynı zamanda kapı üstleri de ufak kaliteden nasibini almış durumda. Cam kumandaları kapı tutamaçları, havalandırma kanalları gibi birçok detay kaliteli hissettiriyor. Sadece konsolda aşağılara indiğinizde sert plastik sizi karşılıyor o kadar.

Koltuklardan devam etmek gerekirse ön taraftaki koltuklar rahat ve en alçak konuma kadar getirilebiliyorlar. Bu durumdan hemen otomobilin sürüş pozisyonunun da iyi olduğunu çıkarabilirsiniz ki tam olarak doğru düşünmüş olursunuz. Yanal destekleri ise kuvvetli dememe birazcık yakın. Benim boyum 1.85 ve arka tarafta diz mesafesinde bir sıkıntı yaşamadım. Keza baş mesafesi de aynı şekilde. Sadece ortada birazcık yüksek sayılabilecek şaft tüneli 3. Yolcuları istenmeyen konuma düşürebilir.

Döşemelerin bejden ziyade beyaza daha yakın rengi, panoramik cam tavan ve çoğu rakibine nazaran daha fazla yaşam alanı içeride tamamen ferah bir ortam oluşturuyor zaten. Dikkat etmeniz gereken tek şey bu açık döşeme rengi kir tutma konusunda birazcık hızlı davranabilir.
İçeride daha fazla bahsedeceğim bir şey kalmadı diye düşünüyorum. Sürücü koltuğuna kurulmuşken sürüşe başlayalım artık.

SÜRÜŞ;

Sürüşe başlarken 1.6 blue-hdi ve tork konvertörlü EAT6 şanzımanın PSA grubunda en fazla uyumlu çalıştığı otomobilin Peugeot 308 olduğunu gönül rahatlığı ile söyleyeyim. Sürüş esnasında o kadar akıcı bir sürüş sunuyor ki bu motor ve şanzıman, uyumlarını anlatmak için Zeki ile Metin, Metin ile Zeki desem tam yeri olur.

Sıkışık trafiğe kaldığınızda EAT6 tıpkı bir dsg gibi düşük hızlarda da vitesi yüksek tutarak aracı çok fazla zorlamıyor, bu yakıt tüketiminde size tamamen artı olarak dönüyor.

120 hp / 300 nm tork değerleri yerli yerinde. Yürüme konusunda ise Peugeot 308 fazla atik ve istekli. Aracın tüm dinamiklerinden bahsedeceğim. Ağırlığın azalmasında büyük rol oynayan platform emp2 üzerine kurulu 308 bu diyeti haklı çıkarıyor. Şasi ne önden kaymaya ne de arkadan kaymaya meyilli. Virajlara yüksek hızlarla girdiğiniz takdirde Peugeot 308 çok az bir şekilde 4 tekerlekten açılıyor. Yani sadece dışarı doğru açılıyor fakat bunu çok fazla body roll’ler ile gerçekleştirmiyor. Bu durumun gerçekten birazcık limitlerin üzerinde gerçekleştiğini söyleyebilirim. Yani ciddi virajlarda ciddi hızlarda bunu gerçekleştiriyor. Ayrıca 308 o kadar rafine hissettiriyor ki, bu hızlara çıktığınızı çoğu zaman anlamıyorsunuz. Bkz. Türk Polisi affetmez; görselllll

Esp tuşu olsa da esp tamamen devre dışı kalmıyor. 45-50 km hızın üzerinde devreye girdiği için esp’siz tepkilerinden pek bahsedemeyeceğim. Sert viraj girişlerinde lift off’a dahi bıraksanız araç arkasını getirme konusunda esp ile birazcık savaş veriyor ve savaşın galibi ESP oluyor. Virajlardan zevk alabileceğiniz bir otomobil mi? Evet. Sürüş stilinize bağlı olarak zevk almanız mümkün. Çünkü genel olarak kafadan açma eğilimlerini ya çok geç gösteriyor ya da hiç göstermiyor.

Direksiyonun ufak bir hissizliğini ise sport modda giderebilmeniz mümkün. Sport mod standart değil, performance paketi ile geliyor ve araçta devrim yaratabiliyor. Süspansiyon ayarlarına pek karışmasa da sport mod, gaz tepkisini, direksiyon tepkisini ve en önemlisi sesi değiştiriyor. Tabii ki bu ses değişimi gerçek bir değişim değil, soundaktor yardımı ile içeriye suni bir ses veriliyor. Bir petrolhead olarak soundaktor’leri sevmeyen birisi olsam da bu soundaktor çok kararında ayarlanmış. Yani sesi yerli yerinde ve tatmin edici. Bu sesi gerçekten dışarıya da vermesini çok istiyorsunuz ama bu sefer tatmin olan ve tahrik olan bir tek siz olmazsınız. Bunca atraksiyona gerek yok diye düşünüyorum. Bunca atraksiyon için beklememiz gereken model 308 gti. :)

Konuya dönecek olursak bu ses içeriye ciddi anlamda bir gti sesi veriyor. Hafif homurtular duyuran ses ile gaza gelmemek imkansız. Direksiyonu ise tamamen sertleştiren sport mod, performanslı kullanımlar için hayli uygun. Çünkü şanzımanın da geç vites atmasını sağlıyor. Hele vites topuzunu da manuele alırsanız 5200’lere kadar istediğiniz gibi devirlenebiliyorsunuz. Direksiyon arkasında yer alan kulakçıklar vites düşürme isteklerinize çok fazla yanıt vermese de yükseltme isteklerini karşılıksız bırakmıyor. Sport mod harici normal sürüşüne geçmek gerekirse, sadece çok yüksek limitlerde dışarı doğru taşan ve baş edilemeyecek bir duruma sizi asla sokmayan bir Peugeot 308 sürüş dinamiği ile karşı karşıyasınız.

Ani hızlanmalarda, sollamalarda asla isteksiz kalmıyor. Turbosu erken doluyor ve gaz tepkisinde bir gecikme yaşatmıyor. Eğer gazı daha fazla kökleyip, kickdown yaparsanız şanzıman size bu imkanı sunuyor ve soluksuz hızlanmalar gerçekleştirebiliyor. 3025 km’lik maceramın neredeyse 700 km’sini İstanbul trafiğinde geçirdiğimi göz önünde bulundurursak beni hiç üzmediğini söyleyebilirim. Oturaklı ve iyi görüş açıları sayesinde trafikte akıcı ve hızlı otomobil kullanmanıza da olanak tanıyor.

Tork gücü sayesinde yokuş yukarı da hiçbir isteksizlik söz konusu olmuyor.

EAT6 şanzımanlarda bulunan Quickshift teknlolojisi viteslerin son derece hızlı geçmesini sağlıyor. Bu teknoloji içerisinde tek seferde birkaç vites atlama özelliği de bulunuyor. Bu da şanzımanı tam anlamıyla konforlu kılıyor. Net olarak bir performans şanzımanı diyemesek de performans isteklerini yarıda bırakmıyor.

Süspansiyonları ise orta sertlikte diyebiliriz. Şehir içinde hiçbir rahatsızlık vermiyor ve bunu altındaki 18 inçlik jantlara rağmen beceriyor. Yüksek hızlarda sadece rahatsızlığı kabine yansıtan jantlar oluyor.

Yani yürüme ve viraj dinamikleri konusunda beni hiçbir zaman üzmeyen 308, istediğiniz takdirde bazı duygularınızı tatmin etmeye yarayan sport modu ile de sürüş alanında kendini gösteriyor. Kafadan kaymaya dirayetli oluşu, kabindeki konforu ve rafine hissettirmesi sayesinde yaklaşık 2200 km’lik uzun yol maceramda da hiçbir yorgunluk yaşatmadı bana.
Frenleri ise beklemeyeceğiniz kadar iyi tutuyor.

GENEL DONANIM;

Sürüşe ek olarak aracın donanımlarından bahsedeyim. İlk olarak önde 62 adet led’in oluşturduğu farlar mükemmel bir görüş alanı ve selektör yeteneği sunuyor. Bolca uzun yol yapan ben özellikle uzun yolda bu led’lerin büyük faydasını gördüm. Hızlı selektörlerde şimşek etkisi yaratıyor. Aktif cruise control sistemi akan trafikte işinize yarıyor. Önünüzdeki araç ile aranıza saniye koyma üzerinden mesafenizi ayarlıyorsunuz ki bu da hız düştükçe öndeki araca daha da yakınlaşmasına sebebiyet veriyor ve güvensizlik duyduğunuz zamanlar oluyor.

Otomatik park sistemi şuana kadar gördüğüm en iyiler arasında yerini alabilir. Çocukluğumdan beri İstanbul sokaklarında park savaşı veren birisi olarak park etme kabiliyeti yüksek birisiyim ve benim bile zar zor girebileceğim yerlere hiç çekinmeden girebiliyor otomatik park sistemi. Eğer vites değişimlerini hızlı yaparsanız en az sizin kadar da seri davranabiliyor. Paralel ve dik olmak üzere 2 açıda da aracı park edebiliyor. Aynı zamanda park yerinden çıkış manevrasını da kendisi yapabiliyor.

Geri görüş kamerası hem çok kaliteli hem de ekranın HD desteğinden dolayı çok net görünüyor. Gece görüşlerinde ise yine aynı şekilde kaliteli görüntü vermekten geri kalmıyor. Park sensörleri ise aracın 4 bir yanından devreye giriyor.

Kör nokta uyarı sistemleri aynaya çok fazla bakmasanız da dikkatinizi dağıtmadan çekebiliyor. Dikiz aynaların görüşleri oldukça iyi ve kör nokta uyarı sistemine çoğu zaman ihtiyaç dahi duymuyorsunuz.

YALITIM ve YAKIT TÜKETİMİ;

Uzun gezimin bir kısmında Kapadokya’ya da gittim ve buraya tamamen sıfır yepyeni bir asfalt dökmüşlerdi. Eğer Türkiye’de böyle bir asfalt bulursanız araç 160 km hıza kadar yol sesi almıyor. 130 km hızdan sonra rüzgar sesi içeriye geliyor. Standart Türkiye yollarında ise 120 km hız sonrası yol sesi rüzgar sesi almaya başlıyor. Motor sesi alt devirlerde duyulmuyor. Yüksek devirlere çıktığınız takdirde gelen dizel motorun sesi ise rahatsız edici seviyede değil. Daha doğrusu rahatsız edici traktör sesi yok. Sadece trafikteki start stop işlemi gerçekleşirken motorun birazcık titreşimleri içeri ilettiğini belirteyim.

Yakıt tüketimine geldiğimizde ise Peugeot 308’i inanın çok seveceksiniz. Aracı kullandığım süre zarfı içerisinde o kadar çok vakit geçirmeme rağmen ekonomi kastığım sadece 3-4 saat oldu. Bu kadar gazlamama, gitmeme, gelmeme, hoplamama, zıplamama rağmen araçta 7.8 litrenin üzerinde bir yakıt tüketimi göremedim. Klima açık ve genelde araçta da 3-4 kişiydim. Uzun yolda 130’un altına inmedim, klima açık olarak 750 km gittiğim yolda yakıt tüketimi 4.8 gösterdi. Sıkışık İstanbul trafiğinde, yine klima açık yakaladığım tüketim değeri 5.4 litre civarındaydı. Bu aracı eğer ekonomik kullanmak isterseniz rahatlıkla 4 litrelik tüketim değerleri ile gezip tozabilirsiniz. Defalarca gazladım, sport mod açık, klima açık, sonuna kadar devir çeviriyorum, araçta yüklüyüz ve ortaya çıkan tüketim değerleri böyleydi. Tasarımı, konforu, sürüşü bir yana dursun, sunduğu bu ekonomi gerçekten takdire şayan.

SONUÇ;

Artık test otomobillerinde bir sonuca varmak istediğim zaman kendime “benim olsun ister miydim” sorusu soruyorum. Peugeot ile de garip bir bağ içerisine girdik. Evet bir 308’im olsun isterdim. Elimde bulunan model, artı opsiyonları dahil 102.000 liralık bir fiyat etiketine sahip. C segmenti, dizel – otomatik, dolu bir otomobil almak istediğinizde sıfır otomobillere vermeniz gereken fiyat etiketleri de aşağı yukarı böyle şekilleniyor. 63.000 TL’den başlayan fiyat etiketine sahip olduğunu da belirtelim.

Konforlu yapısı, dikkat çekici yüzü ve tasarımı, tutumlu ve performanslı motoru, özellikle başında vakit geçirmekten zevk aldığınız direksiyon simidi ile, sahip olmak isteyeceğim otomobiller listesine girmeyi başarıyor Peugeot 308. 418 litrelik bagaj hacmi ve içeride çoğu rakibine nazaran sunduğu daha fazla yaşam alanı, klima kumandası hariç kullanışlılık özellikleri ile ben bir Peugeot 308 kullanıcısı olmak isterdim. Fakat hala Peugeot’un çözmesi gereken sorunlar var. Birkaç ufak trim sesi bunlardan birisi. İçerideki malzeme kalitesi de bir bütün olarak tutularak bunların önüne geçilebilir diye düşünüyorum.

Yol hikayesi olmadan bırakmam sizleri;

Aracı önce Volkan Işık Arena’dan teslim aldım. Arena’nın pistine lastiklerini birazcık sürttükten sonra tozunu alıp yola koyuldum. Planlarımda gece İç Anadolu’ya doğru yola çıkmak vardı ki arkadaşlarım beni pek bırakmadı. Onlarla birer kahve içmek için Caddebostan civarlarında bir yere oturduk. Aracı tanımakta ve alışmakta hiç zorluk çekmedim. Gece 12’de yola çıkmaya karar verir vermez bir telefon ile 4 çeker Fiat Tipo’nun ellerimize düştüğünü ve birazcık kaçamak ile rolle çıkacağımız haberini aldım.

Buralar birazcık da off the record olsun ama Akfırat yoluna doğru basıp gittim. Orada birazcık 4 çeker yaklaşık 260 beygirlik Tipo’muz ile apaçi avladıktan sonra saat 3’e doğru “artık yola çıkmam gerek” diye kendimi Gebze yoluna attım. Otobana bağlanana kadar e5’de 88 km’yi geçmedim. Hız sınırını sonuna kadar sömürürüm. Huyum bu. Gebze’den sonra otobana bağlandım ve 308’i birazcık sport moda aldım. Kocaeli’ye ne zaman geldiğimi hatırlamıyorum.

Ara ara dinlenme tesislerinde durdum. Hatta bir dinlenme tesisinde durup aracın arka camına meşhur “arabalisozluk.com” stickerımızı yapıştırdım. Anahtarsız giriş ve çalıştırma sistemi olduğu için anahtarı cebimden hiç çıkarmadım zaten. Bu da dinlenme tesislerinde hoşuma gitti. Birazcık yürüyüp ayaklarımı açtıktan sonra tekrar yola koyuldum. Panoramik cam tavandan arabanın içine sızan ufak ışıklar ve geniş otobandan yaklaşık 170-180 km hız ile 2 buçuk saatte Ankara’ya yaklaştım. Uzun zamandır aradığım uzun yol terapisini yaşıyordum ve bu durumdan fazlasıyla mutluydum.

Genelde tek bir müzik tipi dinlemem. Kulağıma ne hoş geliyorsa dinleyen birisiyim ve evden çıkmadan önlemimi alarak bir usb hazırladım kendime. Müzik, cam tavan, otoban, 308 ve bir tane Nescafe xpress ile yoluma sorunsuz devam ettim. Ankara civarlarındaki bir yolda 308’in top speedini denedim. Broşürlerinde her ne kadar bu model için maksimum hız 196 km/h yazsa da ben göstergede 207 km/h yazısını okudum. Kardeşi olan modele selam çaktı demek ki bizim hayta. Ankara’yı da bitirip Samsun tabelalarını geçerek otobandan çıktım. Kontrol yapan Jandarmalara bir selam çaktım ve aracı tekrar sport moda aldım. Birazcık bu huzur verici sesi dinledikten sonra hava aydınlanmaya ve tüm ışık arabanın içine dolmaya başladı.

Bir yerde kahvaltı yaptım ve oturduğum yerden 308’i izledim. 3-4 tane kedi gelip duran bir sürü arabanın içinden 308’in üstüne çıktılar. Birisi kaputa oturdu birisi tavana oturdu. Bir çılgın da onlarla kavga etme peşindeydi. Kan çekti demek ki dedim ve kahvaltımı bitirip tekrar koltuğa kuruldum. Öncesinde de birazcık uykusuz geçen günler yaşamama rağmen 308’in keyfini çıkardığım dakikalar neticesinde hala uykum yoktu. Nevşehir’e doğru yaklaştığım zaman uykumun geleceğini biliyordum ve nitekim de böyle oldu.

Bir süre herkesin düştüğü hataya düşer miyim diye düşündüm. Direksiyon başında uyumak! Tabii ki hayır. Uykun geldiyse çek sağa bir yere uyu. Bu kadar basit. Kasabaya benzeyen bir yerde ağaçlık altına aracı çekip bir güzel kestirdim. Fakat Murphy benim kankam olduğundan dolayı tam uyuduğum sırada telefonum susmak bilmedi. Yarım saat falan uykumu aldıktan sonra Kayseri’ye çok az kalan yola koyuldum.

Gece 3’de çıktığım yolun bitimi saat 10.25 gibi Kayseri’de bitecekti. Fakat Nevşehir’den hemen çıkayım da şu yol artık bitsin diye hızı abartarak tekrar 180 civarlarında seyretmeye başladım. Bütün iticiliği ile ters durmuş beyaz bir sedan megane mk2’nin bana gülümsediğini gördüm. Memur’un adı da yazıyor gelen cezada ama onu burada anmak istemiyorum. Battı balık yan gider diye ben de ona el salladım. El salladığımı görmüş olacak ki okkalı bir ceza yazıp göndermiş sayın polis arkadaş. Canı sağ olsun. Neyse, cezanın gelmesine daha 10 gün var, o 10 gün günümü gün ederim diyerek tekrar yoluma devam ettim. Radarı görünce tabii ki far görmüş tavşan gibi açılan gözlerim sayesinde hiçbir uyku kalmadı üzerimde. Sanki 9 saatlik uykumu almışım gibi devam ettim.

Kayseri’ye çok az kalmıştı ki benden yarım saat önce olmuş olması muhtemel bir kazaya denk geldim. Önü ve tüm sol tarafı tamamen haşat olmuş bir Toyota Corolla’nın büyük ihtimalle yalnız başına gerçekleştirdiği kazaya tanık oldum. Polis ve ambulans olay yerindeydi. Ortalarda başka bir araba göremediğimden kazayı tek başına, yoldan çıkarak yaptığını düşünüyorum. Sonra tabii ki dedim ki ben de artık kendimi frenleyeyim, zaten Anadolu’da yaşayanlarınız veya gidenleriniz varsa bilirsiniz, oralar İstanbul gibi değildir. Trafik polisleri 7/24 ayaktadır ve telefonla konuşsanız dahi ceza yazarlar. Devreye giren otokontrollerim sayesinde seyir hızımı 120lere 110lara kadar indirdim. Kısa süre sonra Kayseri’ye vardım. Tabii ki akrabalarım geleceğimi bilmiyorlardı. Evin önüne yanaştım ve 2-3 dk motoru beklettikten sonra stop ederek eve çıktım. Belirttiğim gibi eve girdiğimde saat 10.25’di.

Birkaç gün İç Anadolu’da gezdim. Erciyes’e çıktım. İç Anadolu’ya gitmişken mutlaka bir asker çocuğu olarak Şehit Ömer Halisdemir’in ailesini ve mezarını ziyaret ettim. Sonrasında Kapadokya’ya gidip 308’in birkaç fotoğrafını çektim. Girip çıkmadığım Anadolu toprağı ve asfaltı kalmadı. Kayseri ile araları 1 saat kadar anca sürüyordu zaten. Bu vesileyle bol bol toza toprağa giren Peugeot 308’i günde 2-3 kere yıkamaya başladım. İlginç bir şekilde arabayı kirletip kendim yıkamaktan zevk duyar oldum. 1 tl atıp aracı sizin yıkadığınız istasyonlar var ya, oranın müptelası oldum Kayseri’de. Aracı kirletiyorum, sonra gidip bir güzel yıkıyorum ve muazzam kırmızısı tebessüm ediyor etrafa. Pazartesi gününe doğru fazlaca sıkıldığım için Pazar gecesi saat 1 gibi dönüş yoluna çıktım. Bu sefer yalnız değildim. Gelirken bu kadar hızlı geldiğimi duyan annem, dönüşte yanında gideyim de “her 120 km hızı geçtiğinde sensör gibi yavaş yavaş diye uyarayım” amacıyla benimle geldi. Ailede genel olarak annem benim araba kullanışımı çok sever ama bu tarz taşkınlıkların da başrolünden geri kalmadığımı her zaman bilir. Önde kemer takmayı da pek sevmediğinden makam aracı gibi arkaya oturur. Hoş ben arkada da kemer takmasını öneriyorum ama nasıl ki ben onu dinlemiyorum o da beni dinlemiyor.

Yolculuk başlarında annemin de telaşıyla 130 km üzerine çok fazla çıkmadım. Fakat gelirken 170-180 geldiğim yolları 130 ile gitmek tam bir kağnı gibi geliyordu. Arada aynadan annemi kontrol ederek uyuyup uyumadığına bakıyordum ama annem de radar gibi uyanık beni kontrol ediyordu. Otobana çıkıp temiz asfalta geldiğimizde annem hızı çok da hissetmemeye başladı. Bizi merak eden dayım aradığında annem “yok yok hız yapmıyor sakin sakin gidiyoruz” kelimelerini kullanıyordu ama ortalama olarak 150-160 km gibi hızlarla seyrediyordum. Oh dedim güzel annem hızı çok fazla hissetmedi. Aferin Peugeot rafineliğin sayesinde park sensöründen hallice uyarılar yapan annemi bile kandırmayı başardın dedim. Sabaha doğru İstanbul sınırına yaklaştık. Annem arabadayken tabii ki sport modu kullanmadım. Zaten durumu ayıkmamış, bir de o sesle kadını tedirgin etmenin anlamı yok. Artık hedefe kalan mesafe azaldıkça hızın arttığını ve annemin uyuduğunu gördüm. Fırsat bu fırsat kapattım 190. Kısa bir süre sonra İstanbul’a evime vardım. İş beklemez, gram uyku uyumadan Buyaka’daki Volvo Car Turkey genel merkezine gittim ve s60 test aracını teslim aldım. O gün hem Peugeot 308 hem de Volvo S60 ile turladım. Gecesinde ise nasıl uyuduğumu ve ne kadar uyuduğumu hatırlamıyorum.
Buraya kadar bu yazıyı okuduysanız sizlere de teşekkür ederim.

Hepinize keyifli sürüşler dilerim. Sözlük ahalini seviyorum.

geri kalan görseller için;

görsel 1
görsel 2
görsel 3
görsel 4
görsel 5
görsel 6
görsel 7
görsel 8
görsel 9

Görsellere seri bir şekilde bakabilmek için buraya tıklayarak Arabalı Sözlük'ün facebook sayfasına ulaşabilir, buradaki test albümümüze göz atabilirsiniz.
okumaya başladığımla yazının bittiği anda arada geçen zamanı anlayamadım bile. Ellerine sağlık.
Şu peugeot yakıt olayını iyi çözdü ama bizim millet yine Fransız dandik olur yeaa deyip 1.4 tsi ile 5 litre(!) yaktırmaya devam etti.
Edit:Bu arada güzel yazı elinize sağlık.
bunlar da ilginizi çekebilir
ilgili galeri