aslında bu başlığı direkt olarak "ruhumuzu kaybediyoruz" olarak açmak isterdim ama sözlük formatına karşı gelmeyeyim dedim.

fark ediyor musun bilmiyorum ama benim oldukça fark ettiğim bir konu var. sanırım bu sözlükte yer alan birçok petrolhead arkadaşım da benim gibi düşünüyordur. Fabrikasyon artık her şeyimizi elimizden alıyor gibi. Evet mutlaka otomobil firmalarının büyümeleri, teknolojiye ayak uydurmaları ve çok daha fazla üretime geçmiş olmaları kaçınılmaz bir sondu. Fakat neden ruhlarını da kaybettiler?

Elektronik hayata ruhumuzu teslim mi ettik? En son ne zaman ortalama bir otomobilden sürüş zevki aldınız? Gereksiz gereksinimlerin tüm etrafımızı sardığını bir tek ben mi fark ediyorum? Yokuş kalkış destekleri, sensörler, kameralar ve buna benzer bir sürü gereksiz gereksinimler. En son ne zaman yağmur sensörünün çok büyük bir icat olduğuna ve o olmasa yapamazdım dediğinize tanık oldunuz? Bir kolu aşağı indirmek sizin için çok mu zor?

Eski otomobil kullananlar bilir, benim de yaşım genç olsa da en az benim yaşımda bir otomobille uzun vakit geçirmişliğim vardır. Görüldüğü üzere birçok yeni model otomobil kullanıyorum günlük hayatımda da fakat eski bir otomobil de kullanıyorum. Eski otomobilden aldığım sürüş zevkini bin bir çeşit opsiyonla donatılmış otomobillerden alamıyorum.

peki ama neden? gitgide dayanıklı hale gelen şasiler dışında her şeyinize müdahale eden elektronik oyuncaklardan dolayı. Tamam bunca şey otomobillere çağ atlattı, oldukları konumdan belki 50 belki de 100 yıl ileriye koydu. Her geçen gün güvenlik önlemleri arttı araçlar çok daha güvenli hale getirildi fakat kaza oranları düştü mü? otonom sürüşte dahi kaza haberleri alıyoruz ve bunları sürekli sözlüğe de giriyoruz.

“Güvenli olan otomobil değil şoförüdür.” diye çok sevdiğim bir laf vardır. Gerçekten de öyle. Keşke otomobiller üzerindeki emeklerin yarısı, otomobil direksiyonu başına geçmeye kalkışan insanlar üzerine verilse. keşke her direksiyona geçen bu işi hakkıyla yapsa ve otomobili gerektiği gibi kullansa. Neden şerit takip asistanına ihtiyaç duyuyorsunuz? Gözleriniz görmüyorsa neden direksiyon başındasınız? (Engellilere karşı bir hakaret olarak algılanmasın lütfen)

ben eski otomobilimde hiçbir zaman park sensörüne ihtiyaç duymadım. İstanbul trafiğinde park etmediğim, girip çıkmadığım yer kalmadı ama iğne deliğinde bile olsa aracı sürttüğümü veya bir kameraya ihtiyaç duyduğumu hatırlamıyorum. Kör noktam olduğunu hiç görmedim. Tabii ki bunun birkaç etkeninden birisi eski araçların boyutları ve sütun kalınlıkları olabilir. Ne A sütunu ne C sütunu size kameraya ihtiyaç doğuracak kalınlıkta değil. Tabii ki bazen güvenlik zaafiyeti olarak da sayılabilir bu durum. Ama bahsetmek istediğim bu değil. Fakat şu sıralar bindiğiniz her yeni otomobilde en ilk baktığınız şey görüş açınız. A sütununun verdiği rahatsızlık veya rahatlık. Viraj içini görebiliyor musunuz yoksa sağ sol eğil kalk gibi garip hareketlerle virajı görmeye mi çalışıyorsunuz. Ne kadar basit bir sorun aslında değil mi?

Aslında hastalığı yayıp ilacını satmak gibi bir şey bu. Kaba odun gibi otomobiller ürettikten sonra geri görüş kamerası diye opsiyon kilitlemek. 70 bin tl baz fiyatı olan arabayı gereksiz donanımlarla donatarak 100 bin tl'ye satmak...

Şimdi bunları okuyanlar geri kafalı olduğumu, e o kadar milyon dolarlık araştırmaların, yatırımların sonucu çıkan teknolojileri yerdiğimi düşünecekler. Hayır. Asla böyle bir şey düşünmüyorum. Hala ruhunu kaybetmemiş otomobiller var.

Örneğin Subaru’ya bakın. Simetrik 4 çekerden vazgeçtikleri gün eski ruhları kalacak mı? Volvo güvenliği zayıf bir otomobil ürettiği an kendi dalını kesmiş olmayacak mı? Mercedes hiç konforsuz olur mu? Jaguar ingiliz asaletinden vazgeçebilir mi? Toyota – Lexus ortaklığında üretilen LFA şuana kadar fabrikayı kâra geçirmedi ve üstüne zarara soktu. Lexus LFA’yı üretmekten vazgeçmeyeceğiz diye açıklama yaptı. Marka itibarını kaybetmeyi kim ister ki? LFA’nın verdiği sesi yer yüzünde Formula 1 araçlarından başka verebilen bir alet yok. Sırf benzin kafalı birisi değilim aslında örneğin Tesla markası dünyaya elektrikli otomobil nasıl olur gösterdi. Şirket şuana kadar hiçbir kâr etmedi ve 2018’e kadar şirket planlarında kâr etmek yok. 2018’e kadar tek planları “yatırım”. Çünkü bir ruhları var ve bu ruhu kaybetmemek için çok büyük adımlar atıyorlar.

Şuanda oradan “ah nerede o eski bayramlar” içerikli yakınmaları olan tontiş dede olarak görünüyor olabilirim. Fakat nerede o eski hot hatchler? Lancia Delta’ya ne yaptılar? Cosworth’lere ne oldu? Yeni hot hatch’lerde dahi eski hot hatchlerin zevki kalmadı. Şimdikiler sıcaktan çok ılık hissettirmekte.

Yani anlatmak istediğim tamamen şu; aslında isteklerimiz, zevklerimizi öldürüyor ve farkında değiliz. Yolda gördüğünüz her araç aynı. Hepsinin sürüşü aynı. Her markanın orta düzeydeki araçları birbirinin aynısı. Sürüş özelliklerinde fark bulmanız çok zor. Sürüş zevkimiz ölüyor. Fabrikasyonlaşıyoruz. Ben eminim ki bundan bir 15-20 sene sonra herkes benim gibi eskiyi arayacak. Sürüş zevki arayacak. Bu cep telefonları için de böyle oldu, ilk zamanlar çıkan koca telefonlar yerini ufaklara bıraktı, ortalık ufak telefonun havasından geçilmedi, dokunmatiklerin devri ile telefonlar tekrar büyüyüp salata tabağı boyutuna ulaşmaya başladı. Hani koca cep telefonlarını yadırgıyordunuz 10 sene önce? Ne değişti? Örneğin Yeni Focus RS’de Drift modu bulunacak ve bu modu seçtiğinizde dışta kalan teker çok daha fazla dönerek size drift yaptıracak. Peki ya bunları hiçbir mod olmadan yapabiliyor olsaydı? Dıştaki tekeri elektronik olarak fazla döndürmektense sunduğu diferansiyel kilidi ile şoförüne drift yapabilmeyi öğretseydi? Ben de bu drift modunu çok merak ediyorum ama drift zevki bile yavanlaşarak elektronikleşiyorsa bunun hakkında başka bir şey düşünemem ne yazık ki.

Ne kadar yenilik olursa olsun, yanı sıra bu araçların çoğu hoşuma gidiyor olsa da benim kafam hep eski otomobillerde kalacak. Kara düzende kalacak. Çok daha küçük bir örnekle son vereceğim. Yaklaşık 7-8 aydır kullandığım Volkicar’ın sloganlarından birisi de “safkan yarış otomobili” Yani, hiçbir elektronik destek yok, sizi çizgiye sokan bir ESP sistemi yok. ABS yok. Elektronik diferansiyel kilidi değil mekanik kilit var. Hiçbir şey size müdahale etmiyor. Bu yüzden ilk etapta Volkicar sizi kullanıyor. Alıştıkça ve geliştirdikçe size mükemmel sürüş becerileri öğretiyor ve otomobili siz kullanmaya başlıyorsunuz. Aranızda başka kimse yok. Sadece otomobil ve siz. İşte sürüş zevkinin son noktaları bulduğu anlar bunlardır. Hem eğitici hem de eğlendirici. Bunun açıklamasını yakında hazırlayacağım bir Volkicar içeriğinde çok daha detaylı anlatacağım. Tamam yolda kullanacağımız otomobiller de Volkicar kadar sert olmasın da yine de bu kadar yavan sürüşlere de sahip olmasınlar istiyor insan.

Teknolojinin geliştiği her dakika tabii ki otomobiller daha da donanımlı daha da güvenli hale gelecekler. Bunlardan şikayetçi değilim. Sadece bunca şeyin arasında markaların yine de ruhlarını kaybetmemesi ve ruhu olan otomobiller üretmesi hiç de fena olmazdı. Bizim isteklerimiz okyanusta damladır tabii ki. Sadece azcık bu konu hakkında yakınmak istedim. Benimki yakınmaktan çok özlemdir zaten. Kanlı canlı örneklerinden birisi de tabii ki Mazda Mx-5'dir. Sürüş zevkine bu kadar önem vermeleri ve hala ruhlu ikonik bir otomobil üretiyor olmaları sevineceğimiz bir şey.

Siz düşüne durun en son ne zaman yüksek performanslı olmayan, ortalama, gündelik, binek bir otomobilden sürüş zevki aldığınızı?

Sürçü lisan ettiysek affola.
tümünü gör
ilgili galeri