Geçmişte berbat işçilikleriyle tanınan otomobiller. Herkes bilir ki İngilizler asalet, burnu kalkıklık ve kibir kelimeleriyle eşleştirilir. Otomobillerine olan özgüvenleri o kadar fazladır ki arabanın akan pasında bile asalet var derler. İşlerinin disiplinsizliğine girmiyorum bile...

Peki bugüne kadar ne oldu? Önce ilk tokadı Avrupa birliğine girince yedi İngiliz otomotiv endüstrisi; çünkü daha önce ithal araç kullanmak iç pazar otomobillerine göre dezavantajlı idi. Gümrük birliğiyle birlikte gelen Avrupa otomobillerine halk akın etti. Oysa ki üreticilerin özgüvenleri o kadar yüksekti ki kendi otomobillerini avrupada daha çok satabileceklerine inanıyorlardı. Çökmeye başlayan sektör çözüm için küresel anlaşmalar peşinde koşmaya başladı. Triumph, Jensen gibi markalar kepenk indirirken, Rover gibi biraz daha canı kalmış firmalar japonlardan destek almaya başladı. Daha sonra iş Japonların kendi fabrikalarını kurup Avrupa üssü haline getirmesine kadar geldi.

Toparlayabildiler mi? Malesef yine hayır. Birer birer başka ülkelerin büyük şirketlerine satıldılar. Almanlar, Amerikalılar, Araplar, Malezyalılar, Hintliler hatta ve hatta Çinliler artık yeni patronları oldu. Bugün artık seri üretim yapan marka kalmadı kendi ellerinde (yıllık üretimi 2000'in altında olan Mclaren'i saymıyorum).

Şimdi kraliçe istediği kadar Bentley State Limousine ile yayıla yayıla gezsin. Sırtını bir zaman iğrendikleri Almanlara dayadığını hatırladıkça insanın içi burkulmaz mı?
tümünü gör
ilgili galeri