nefret üstü nefret çarpı nefret artı nefret eşittir nefret ettiğim durumdur.

sağ koltuğa oturan herkesin araba, yol, yakıt, trafik, poliçe vs konulara mecburiymiş gibi girmesi, arabadan anlamayanların bile (kadın/erkek) en azından bir "bak bak bak nasıl dönüyo bak ayıya bak" cümlesi eksik olmuyor.

bıktım efendim, yıldım.
ülkemizde herkesin f1 pilotu olarak doğmasının günlük hayatta vuku bulan hadiselerinden birisidir. üzer, kalp kırar.
Genelde 'kaç yakıyor hacım?' ile başlayan muhabbettir.
taksicilerin 7/24 maruz kaldığı muhabbettir.

- araba kendinizin mi yoksa kira mı?
- nasıl bu linea'nın yeni kasalar iyi mi?
- bitmedi gitti şu çalışmalar ya!

şeklinde varyasyonlarla siz de taksicileri bu muhabbete maruz bırakabilirsiniz.
Bir de buna benzeyen futboldan anlamayan ama maç sırasında Paolo Maldini olan kesim vardır . Bu iki kesimle ne maç izlenir ne uzun yolculuğa çıkılır . Bir de psikolojik saldırı yapar

" arabadan ses mi geliyor ? Tufan'ın arabasına bindim bu kadar konforsuz değil , sanki gaza basınca bekliyor , vites geçişinde bir ses mi geliyor ? vs vs "
insanı usandıran muhabbet. hele bir de araba yeniyse ahiret sorularının ardı ardısı kesilmez.
Sebebini bilmediğim bir muhabbet. Ne yakıyor geyiği ile başlar, trafik geyiği ile devam eder. Şoför konuşmak istiyor mu istemiyor mu kimse sorgulamaz.
Anlamayan bi insansa zaten geçmiş olsun. Ortlama 5.5 litre yakıyor dersin, ne litresi olum kaç kuruş yakıyor sen onu söyle der.
İstanbul-Kars arası yaptığım yolculukta tüm yol boyunca tüm teknik verileri anlatıp benden iyi satış danışanı olurmuş dediğim durumdur
sürücü ile konuşabileceğiniz ortak bir konunuz olmadığına delalet durum. o koltuğa oturunca hissedilen mahcubiyet ve akabinde gelen sessizlik; mal mal oturmaktansa 'biraz konuşayım'a evrilir. baktınız konuşacak konu yok, 'lan arabanın içindeyiz zaten, ne konusu' ile beraber işkence başlar.

konuşacak şeyiniz yoksa, sarmayın arabaya arkadaşım.
bunlar da ilginizi çekebilir