hiçbir kullanılmış iki araba birbirine benzemez. fabrika çıkışı gibi aynı model arabaları aynı olarak değerlendiremeyiz. zira kullanım tarzı ve hayat koşulları her aracı farklı miktarlarda yorar, eskitir. bazı araçlar çok ender kullanılırken, biri şantiye yollarında hoyratça eskitilmiş olabilir. 9 başlıkta toparlamaya çalıştım.

*kilometre. kim ne derse desin, birincil öncelikli kıstas. bir aracın kilometresi ne kadar yüksekse, fiyatı da o oranda düşer. kimse çok kullanılmış bir arabayı tercih etmek istemez.

*yüzeysel durum. durum derken, arabanın dış görünümü işte. bir arabayı seversiniz ya da sevmezsiniz. o ilk bakış önemlidir. paslı, çizik, yıpranmış, vuruk olan bir arabaya nasıl kanınınız ısınabilir ki. camlarında çatlak veya vuruk olan bir arabaya para verirken içiniz cız etmez mi?

çatlamış deri koltuklar, kırık düğmeler, dökülen bir konsol, çalışmayan ışıklar ve her yere sinmiş sigara kokusu. arabadan adım adım uzaklaşmanızı sağlayan faktörler. her kusur aracın fiyatını bir tık düşürür.

*mekanik durum. bu durum ise, aracın yürümesini sağlayan aksamla ilgili. egzozdan gelen bembeyaz bir duman, öksürerek çalışan bir motor... gıcır gıcır ses çıkaran süspansiyon, yağ akıtması veya diğer mekanik sorunlar. ustasız çözülemeyecek bir konu.

*pas. bir aracın kanseri. bir kez bulaştı mı, içten içe karoseriyi kemiren bir hastalık. özellikle kış mevsiminin sert yaşandığı ve yollara tuz dökülen yerlerde tekerleklerin etrafı birinci derecede risk alanı. ince bir ayrıntı, alırken mutlaka bu bölge titizlikle kontrol edilmeli.

*kaza ve tamir. her ne kadar dikkat edersek edelim, bu kaçınılmaz son gibi bir şey. her vuruş, arabadan biraz daha bir şey koparıp götürür. pazarlık aşamasında en büyük koz.

*renk ve kişiselleştirme. aracı alırken canımızın istediği şekilde sipariş vererek hayalimizdekine kavuşuruz. ancak satarken bizim canımızın istediği başkalarının istedikleriyle kavuşmayabilir. enteresan bir renk seçimi, ikinci elde satışınızı zorlaştırabilir. normal bir renkte 50 talibi varken, sıradışı bir renk talip sayınızı 5'e düşürebilir. bu aşamada istediğiniz fiyata satmanız zorlaşabilir.

modifikasyon konusu hele başlı başına bir risk. arka tarafta devasa bir spoiler, kesilmişsüspansiyonlar... satış portföyünüzü sadece sizinle aynı kafada olan birilerine düşürür. ki o kişiyi bulmak sandığınızdan zor da olabilir.

*coğrafya. ne alaka der dediğinizi duyar gibiyim. şöyle açalım bu konu başlığını. mesala üstü açık, spor arabaların doğuda satışını pek bekleyemezsiniz. doğru aracı doğru yerde satmak minimum zararla satışı yapmanızı sağlar.

başka bir bakış açısıyla da kış ve tuz görmüş bir araba mesela pas açısından risk taşır. coğrafya önemli.

*arz ve talep. supercarların sınırlı sayıda üretilmiş modelleri daha çok talep görebilirken, sıradan modellerin sınırlı sayıda üretilmişleri ikinci elde pek tercih edilmez. hitap edilen kitleye özel gelişen durumlar bunlar.

mesela spor arabalarda manuel tercih edilirken, gündelik arabalarda otomatik tercih edilir. gündelik yaşamda kullanacaksanız, manuelleri direkt elersiniz. demem o'dur ki, herkesin kullanabileceği geniş bir yelpazeye hitap eden aracın fiyatı o kadar da düşmez.

*marka. vw, bmw gibi isimlere girmek istemiyorum. kısaca örnek vermek gerekirse toyota'nın pick upları. ne çok güçlü, ne de ahım şahım lüks. ancak rakiplerine göre anormal bir satışları var. sebebi ise güven ve kalite. alan kişi uzun yıllar sorunsuz olarak binebileceğini ve satarken rahatlıkla elinden çıkartabileceğini biliyor.
tümünü gör
ilgili galeri