Canımız kanımız arabalı sözlüğümüz sayesinde, @crvena arkadaşım ile yaşadığımız maceradır. Sözlükte de bir başlığı hak ettiğini düşündüğüm durumdur.

Çoğunluğun olduğu gibi bizim de motor sporlarına sevdamızın bu denli artmasında Formula 1 ve MotoGPnin büyük payı vardır. 90'ların çocukları olarak, pazar günleri kalkıp televizyonda bu tarz motor sporları programı kovaladığımız günler hepimizin unutulmazları arasındadır.

Bizim maceramız tam olarak bu sitede başladı. @crvena ile sözlüğe üye olduk, hemen ardından yazarlığımızın onaylanması ve bir takım entrilerle bu ailenin bir parçası olduk. Ardından bir entride MotoGP'nin Brno ayağının Ağustos ayında olduğunu gördük. Normalde hiç böyle bir planımız olmamasına rağmen, hatta ve hatta MotoGP'yi eskisi kadar takip edemiyor olmamıza rağmen bu fırsatın kaçmaması gerektiğine kanaat getirdik ve biletlerimizi aldık. Hazır gitmişken Prag'a da uğradık tabii ancak o kısımlar sözlüğe çok alakasız kaçacağı için atlıyorum.

Tren ile Brno'ya vardık. Brno oldukça küçük bir şehir, toplu taşımaya neredeyse hiç ihtiyaç duymadan şehir içinde gezebiliyorsunuz. Şehir de oldukça boş, yerli halk dışında gelenleri veya MotoGP fanlarını az sonra anlatacağım şekilde kolayca ayırt edebiliyorsunuz. Kalacağımız yere vardık. Burası üniversite yurdu fakat MotoGP zamanı hostele çevriliyor ve Avrupa'nın her yerinden insanlar kendi motosikletleriyle buraya geliyor. Hostelin önünde onlarca motosiklet, her yerde üstlerinde Valentino Rossi, Marc Marquez, Jorge Lorenzo gibi dünyaca ünlü yıldızların tişörtleri şapkaları bayrakları ile dolup taşıyor. Kimisi arabasına 46 stickerı, kimisi Brno Circuit stickerı yapıştırıyor...

Çoğunluğun bildiği üzere her pistte 3 gün boyunca ısınma turları, sıralama turları ve yarışlar yapılıyor ve çoğunlukla bu üç gün cuma, cumartesi ve yarış günü olan pazar yapılıyor.

Perşembe günü yerleştiğimiz hostelimizden, cuma sabahı vakit çok geç olmadan çıkıyoruz. Tramvay ile şehir merkezine indikten sonra hostel tarafından verilen Survival Guide (hayatta kalma rehberi) sayesinde gitmemiz gereken durağa gidiyoruz. Ve işte orada. Bir otobüs, üstünde Automotodrom Brno yazıyor. Ücretsiz olan bu otobüs ile yaklaşık olarak 20 km bir mesafe sonrasında piste ulaşıyoruz.

Ara bir bilgi olarak, trafikte insanların davranışları tam olarak Euro Truck Simulator 2 oyunundaki yapay zeka ile birebir aynı. Oyunun Çek yapımı olduğuna şaşırmamak gerekiyor.

Konuyu dağıtmadan piste geliyoruz. Yeşilliklerin, uzuunca ağaçların arasından gelen ve tüm ormanda yankı yapan motosikletlerden çıkan o seslerin arasında tabelaları takip ederek gidiyoruz. Tüm bu çıkan sesler ve ortam, size Star Wars, Battle Of Endor (Endor savaşı) sahnesini oldukça anımsatacaktır. Gözünüzde canlanması için bu bilgiyi vermeden geçemedim.

Tabelaları takip edip ilerliyorsunuz ve işte, tam orada. Automotodrom Brno ya da bildiğimiz adıyla Brno Circuit. Biletinizi okutup girişinizi yaptığınız anda her yerin satış standlarıyla dolduğunu görüyoruz. Burada yarışçıların bolca satış standı var tabii ancak onların da yanında Kawasaki, Ducati, Repsol Honda, KTM ve BMW Motorsport markaları da yer alıyor. Yanımızdan geçen MotoGP ve Monster kızları da kafanızı bir miktar karıştırmıyor değil (bkz: swh) Tabii biz buralarda yürüdükçe pistten vızır vızır geçen motorların sesleri kulaklarımızda yankılanıyor.

Ara bir bilgi olarak, Kenan Sofuoğlu'nun yarıştığı Superbike (SBK) için ise küçük bir store var, ürünler diğerlerine göre 10-15 euro daha ucuz ve kalitesiz.

Bir diğer ara bilgi ise, benim almış olduğum Jorge Lorenzo tişörtünün etiketinde Made in Turkey yazıyor. Oraya kadar boşuna gitmişiz (bkz: swh)

Bir miktar daha ilerlediğinizde yarışçıların kamyonlarını barındıran Paddock'a geliyorsunuz. İçeriye giriş için VIP biletiniz olması gerekiyor ve orada yarışçılardan imza koparma şansını da beraberinizde getiriyorsunuz. VIP demişken, VIP konukları taşımak için shuttle araçları mevcut. Shuttle dendiğinde aklınıza çoğunlukla otobüs geldiğini biliyorum fakat burada kullanılan shuttle araçları BMW X5 M50d xDrive. Motosikletler ya da şehirdeki lüks araçlar bir yana, bu araçları görünce de dibiniz düşüyor tabii. Bizim gibi paraya kıymayıp VIP almazsanız, siz de bizim gibi araçların yanlarından geçerken "bunların hepsi kaç milyon tl yapıyor ulan?" hesabını yapmaya başlayıp yürümeye devam edersiniz.

Bizim gideceğimiz tribün, sevdiğim viraj olan 8.virajın hemen yanındaki tribün olduğundan dolayı yürüyecek yolumuz uzun. E haliyle buraya yazacaklarımız da bir miktar uzun. Arkadaşım @crvena ile yavaş adımlarla etrafı inceleyip kişisel alışverişimizi (Brno circuit stickerları, bileklikleri ve favori yarışçılarımızın tişörtleri gibi) tamamlarken, @crvena'nın bir anda koşmaya başladığını görüyorum. Ben daha ne olduğunu anlayamadan kendisinden "GELSENE BAK NE VAR GEL" laflarını işitiyorum ve başımı kaldırdığımda kaldırımda sessizce duran BMW M4 CS'i görüyorum. Hemen karşısında da bir BMW 2.40i ve yanında da KTM 390 Duke. M4 CS bize, biz ona bakarken, diğer saydığım araçları fark etmemiz bir miktar uzun sürdü haliyle.

Pist genel anlamda bu şekildeyken, son olarak da yarışların ya da turlamaların genel içeriğinden bahsedeyim. İlk iki gün yapılan alıştırma, ısınma ve sıralama turları bir kenara, bizi en çok sevindiren ve gururlandıran olay Redbull Rookies Cup sırasında gerçekleşti. Kenan Sofuoğlu'nun eğitmekte olduğu can öncü ve deniz öncü kardeşler bu yarışta yüzümüzü bolca güldürdü ve yaptıkları iki yarışta da bizlere İstiklal Marşı'mızı dinleme gurur ve onurunu yaşattılar.

İlgimizi çeken diğer durum ise, MotoGP ve Moto3 motorlarının sesi daha tok ve kalın çıkarken, Moto2 motorlarından çıkan ses daha tiz ve formula araçlarını andıran cinsten. Bunun sebebini ya da motor özelliklerini tam bilmediğimden, sadece bu şekilde bahsederek bırakıyorum.

MotoGP yarışına gelirsek, yarış kazananı akıllıca pit stop gerçekleştiren Marc Marquez oldu. Diğer yarışçılar gibi geç pite girmek yerine, ilk turlarda pite girip motorunu değiştirdi ve yoluna devam etti. 13 küsür saniye fark atarak yarışın galibi oldu. Onu ise yine Repsol Honda'dan Dani Pedrosa takip etti. Onun ardından yarışı üçüncü bitiren isim ise Maverick VIÑALES oldu. Çoğunluğun favorisi olan ve herkesin gönlünde yer etmiş olan Valentino Rossi ya da lakabıyla söylemek gerekirse The Doctor ise yarış başlarında yerleştiği 8. sıradan 4. sıraya kadar tırmandı ve her birini geçtiğinde tüm pistten tezahüratlar yükseldi.


Tüm sıralama ve yarış süreleri şu şekilde:

1. Marc Marquez - 44'15.974
2. Dani Pedrosa - 44'28.412
3. Maverick VIÑALES - 44'34.109
4. Valentino ROSSI - 44'36.440
5. Cal CRUTCHLOW - 44'36.866
6. Andrea DOVIZIOSO - 44'39.233
7. Danilo PETRUCCI - 44'40.053
8. Aleix ESPARGARO - 44'46.533
9. Pol ESPARGARO - 44'46.728
10. Jonas FOLGER - 44'49.210
11. Alex RINS - 44'49.264
12. Johann ZARCO - 44'50.569
13. Karel ABRAHAM - 44'50.671
14. Jack MILLER - 44'54.036
15. Jorge LORENZO - 44'56.074
16. Scott REDDING - 45'00.350
17. Tito RABAT - 45'01.428
18. Sam LOWES - 45'09.950
19. Andrea IANNONE - 45'39.320
20. Hector BARBERA - 45'39.631

Pistte atılan en hızlı tur ise 1'57.052 süreyle Maverick VIÑALES ve Dani PEDROSA ile ortak olarak gerçekleştirildi. Birebir aynı süreyi yapmış olmalarına şaşırmadık değil.


Son olarak, sözlükte o bahsettiğim ve bize bu tatili yaşatan başlığı bulamadım, ancak kim açtıysa ya da kim entri girdiyse eline sağlık. Bu sözlüğün bize kazandırdığı en harika şey bu maceradır.
Arkadaşım @vutututu her şeyi yazmış; eline sağlık.
Bu nedenle ekleyebileceğim az şey var.
Biz MotoGP için oradaydık ama, motorsporlarında görebileceğiniz o saf tutku orada. Kalabalık, çimenlerde binlerce insan. Sizinle aynı tutkuyu paylaşan insanları görünce ister istemez mutlu oluyorsunuz. Bu deneyimi fırsat varsa mutlaka yapmak lazım. Yer önemli değil; ama pist ve şehir açısından Brno çok güzeldi. Şehrin güzel oluşu; ekonomik açıdan da ülkemize yakın oluşu daha da rahatlattı tabi ki.

Aynı zamanda benim gibi tursuz bir yerleri keşfetmek isteyen insanlar için de ayrı bir tutku bu tarz yarışlar.
Her işi kendiniz yapıyorsunuz sonuçta. İstediğiniz yere istediğiniz saatte girip, çıkıyorsunuz bu özgürlük bile sizi bulunduğunuz yere bağlar. Avrupa'nın her yerinden gelmiş insanlar görüyorsunuz, iletişim kurup birbirinizi tanıyorsunuz. Dostluklar kurmak elinizde.

Pist ise tarihi çok eski sayılmasa da klişeleşmiş bir pist. O nedenle nereye oturursanız oturun zevk alacaksınız. Oturma yerleri çok güzel ayarlanmış. Bana kalırsa biletinizi alırken oturaklardan almayın; götürün bir havlu, serin çimlere. Yağmur, sıcak demeden izleyin. Biz şansımıza bu yarışta her türlüsünü deneyimledik. Her köşeden çıkan bir ses, bağıran çağıran; heyecanlanan tipler sizi daha da mutlu edecek.

Ayrıca her köşeden çıkan güzel kızlar, oldukça fazla yiyecek-içecek, kullananlar için sudan ucuz bira. Bu hem pisti hem de genel itibariyle Çek Cumhuriyeti'ni anlatıyor. Bu da genel itibariyle hoş şeyler tabi ki. Ülkenin insanları zaten naif ve saygılı yapıda insanlar olduğu için herhangi bir sıkıntı görmezsiniz. Biraz uyuşuk yapıdalar ama o da genel olarak Doğu Bloğu etkisi. Hiç sıkıntı değil.

Kısacası şansım olursa yarın olsa yine giderim. Ki gitmeyi de düşünüyorum. Kısmet olursa belki gelecekte Hockenheim Ring olur; belki Suzuka olur. Motorsporlarının sahip olduğu o tat her yerde aynı ve yine deneyimlemek istiyorum. Ama Brno, bir kez daha senin için döneceğim! Miluji tě, drahá Brno!
Son derece güzel yazılmış ve atmosferi anlatmış olan başlıktır. Giden ve bizlere bu deneyimi sunan arkadaşlarımıza teşekkür ederiz. Umarız ileride buna benzer başlıklar ve maceraları birlikte yaşar, yaşatırız.
bunlar da ilginizi çekebilir
ilgili galeri