Fotoğraflar: Alperen Gökmen
Otomobilini kullanmamıza izin veren Sayın Cengiz Artam'a teşekkürler...

1961 model Ford Thunderbird'ün Türkiye'deki tek testidir.

Küçükken, ilkokuldayken oyuncak arabalarla oynarken şeklini çok sevdiğim, uzun kuyruğu ve iki koltuklu yapısıyla fazlasıyla dikkatimi çeken bir modeldi. Küçük oyuncağın altını çevirir adına bakardım: Ford Thunderbird yazardı.

O küçük oyuncak elbette 61 model değildi, hatırladığım kadarıyla 57 model yılına aitti çünkü kuyruğu vardı, stepnesi dışarıda duruyordu.

“Baba, Fandırbird (F ile okurdum- Fandırbird derdim- o dönem, İngilizce bilmiyordum) ne demek?

“Oğlum modelin adı o, bir kuş adı. Ford’un çok önemli bir modelidir.”

Öyleymiş gerçekten de. Yıllar geçtikçe Thunderbird’e olan ilgim hiç azalmadı, hatta giderek arttı, Ford’un 2002’teki retro tasarımlı modelini gördüğümde çok heyecanlanmıştım. Çünkü tıpkı 50’lü yıllardaki o efsanevi otomobile benziyordu, ne var ki o otomobil son derece heyecansız, sönük bir araç olarak tarihteki yerini almıştı.

Yine de markanın böylesine efsanevi bir otomobili yeniden hayata geçirmesi düşüncesi bile bizler için çok şey ifade ediyordu ki bunun en iyi uygulamasını zaten Mustang modelinde 2005’ten beri görebiliyoruz.

Çocukluk yıllarımda bile hoşuma giden o T-Bird artık en çok sevdiğim Amerikan otomobillerinden biri haline gelmişti. Hatta hayranlığım o kadar büyümüştü ki konuştuğum herkese 55 T-Bird’ün muhtemelen üretilen en güzel Amerikan otomobili olduğunu söylemekten hiç çekinmiyordum.

Böyle bir hayranlığın yanında 57’den sonraki model yıllarına pek ilgi göstermemiştim çünkü bence Ford, T-Bird’ün konseptini değiştirerek (58 model yılıyla birlikte Thunderbird 2 koltukludan 4 koltukla bir yapıya geçmişti, bkz: Tarihçe) büyük bir hata yapmıştı. Evet, satış rakamları pek öyle söylemiyordu ama ilk jenerasyon o kadar güzeldi ki ikinci nesil onun yanında sönük kalıyordu.

Üçüncü nesil tasarım olarak biraz daha işleri toplarken büyük blok V8 motorların artık tek motor olmasıyla birlikte daha ilgimi çekmeye başlamıştı. Hatta 63 model yılına ait bir modeli (1:18) koleksiyonuma eklerken Ford’un ne kadar güzel detaylara yer verdiğini inceleme fırsatım oldu. Yuvarlak arka farlar, profilde harika bir hat çizen krom çıta, çıkıntılı motor kaputu…

T-Bird’ü kullanmaya giderken aklımdaki hep o maket vardı, acaba gerçekten nasıl bir sürüşü vardı, Mustang’ler gibi beni etkileyebilecek miydi ve ’59 Impala gibi zor bir kullanımı mı vardı?

Belki 60’lı yılların en güzel otomobili ya da Thunderbird’ün en etkileyici gövdesi değil ama son derece zarif, gösterişten uzak, akıllı düşünülmüş tasarım detayları ve beyaz gövde rengiyle karşımda dururken oldukça büyük bir gövdeye sahip olduğunu anlıyorum.

Akıcı hatları dönemin daha gösterişli ve şaşalı modellerinin yanında daha modern dururken boyutlarını da gayet başarılı bir şekilde kamufle ediyor…

Kapının krom kaplı tutacağını (burada ekstra bir parça yerine o krom çıtayı tutacak haline getirmek için kapıyı oymuşlar!) tutup, alttaki düğmeye basıyorum ve T-Bird’ün o muazzam gösterişli kabinine göz atmaya başlıyorum.

Buradaki izlenimleri elbette aktaracağım sizlere ama önce her zaman olduğu gibi bu güzel T-Bird’ün tarihine değinmek istiyorum.

Tarihçe
Thunderbird’ün ortaya çıkışıyla ilgili iki hikâye mevcut. Bunların ilki Ford ekibinin 1951 yıında Paris Fuarı’nda dolaşırken sergilenen roadster modellerini görüp “Bizim neden böyle bir modelimiz yok ki?” diye sormasıyla olayların gelişmesini anlatıyor. Diğeriyse Thunderbird’ün elbette Amerika’nın ilk spor otomobili Chevrolet Corvette’e (1953’te, T-Bird’den iki yıl önce tanıtılmıştı) rakip olarak üretildiğini söylüyor.

Aslına bakarsanız birçok kaynak ikinci senaryonun daha doğru olduğunu söylerken, elimdeki tarih kitabı da bunu doğruluyor. Ne de olsa aynı coğrafyada üretilmişler. Ayrıca Amerika’nın ilk roadster’ının Ford’a ilham verdiğini söylemek pek de ayıp bir şey değil, sizce?

Corvette’i gören Ford yetkilileri tasarımdan etkilenip iki kişilik bir roadster üzerinde çalışmaya başlamışlardı. Ford, burada Chevrolet’den farklı bir yol izleyerek yeni otomobilini mümkün olduğunca mevcut parçalardan üretip maliyeti düşürerek, hem lüks hem de sportif bir şekilde üretime geçirmeyi planlamıştı.

İlk nesil Corvette’lerin 1953-1995 arası) sadece sıralı 6 silindirli, 150 bg’lik BlueFlame motorla üretilmesi, dahası GM’in elinde Chevrolet için V8 motor olmaması, Ford’un T-Bird modelinde kullanmaya başladığı V8 motoru ciddi şekilde popüler hale getirmişti. Ayrıca otomobilin maliyetinin düşük olması, performansının Amerikan halkı için yeterli oluşu gibi etkenler otomobilin çıktığı andan itibaren yüksek satışlarını garantilemiş gibiydi.

GM hiçbir zaman Corvette’i spor otomobil olarak tanımlamamışken, Ford T-Bird’ü “lüks spor otomobil” mottasıyla pazarlamış, bu kavram sayesinde ilk yılın sonunda 1955’te, Corvette V8 motora geçmiş olmasına rağmen T-Bird satışları Corvette’in tam 24 katına çıkartmıştı. Rakam verecek olursak: 1955’te Ford 10.000 adet satmayı planlamışken 16.155 adet T-Bird satarken, GM sadece 674 adet Corvette’de kalmıştı. 24 Thunderbird satışına karşılık 1 Corvette satışı! Bunu bir kere daha düşünün lütfen, bu rakibinizi geçmek olarak değil ancak rakibinizi rezil etmek olarak tanımlanabilir!

Bu denli başarılı olan otomobil her yıl farklı şekilde güncellenirken, Ford, T-Bird modeli için üç yılda bir gövde değişikliği yapmayı planlamıştı.

1955- 1957 arası üretilen ilk nesil T-Bird’ler Corvette’ler karşısında ezici üstünlüğünü devam ettirmişlerdi ancak Ford’un “lüks spor otomobil” mottası giderek yerini lükse doğru kaymaya başlamış, kullanıcı talepleri T-Bird’ün daha lüks olması doğrultusunda çok daha fazla satılabileceğini ortaya atmıştı. Hatta Ford’un 1957’de yaptığı bir pazar araştırması şu sonuçları ortaya atmıştı:

• İki koltuklu otomobiller çocuklu aileler tarafından kullanılamıyor, ikinci otomobil ihtiyacı ortaya çıkıyordu.
• Koltuk kapasitesi Thunderbird kullanıcılarının en az 2 otomobile sahip olması şartını ortaya atıyordu.
• Dört koltuklu bir konsept daha geniş bir kullanıcı kitlesine ulaşabilir, otomobilin sahiplerinin tek araçla hayata devam etmesine önayak olabilirdi.
• Ayrıca oldukça çok sayıda Thunberbird sahibi araçlarının dört koltuklu olmasını talep ediyordu.

Ford boş durmadı, üç sene sonunda T-Bird’ü kullanıcıların istediği şekilde, dört koltuklu olacak biçimde geliştirdi. Böylece 1958’den itibaren üretilen tüm Thunderbird modelleri dört koltuklu olarak bantlarda inmeye başladı. Bu üç yılın sonunda satış rakamlarıysa 1960 model yılı için 92.000 adetleri bulmuştu. 1957’de, yani sadece 3 yıl öncesinde 21.380 adet satılan bir otomobilin bu başarıya ulaşmış olması Ford’un araştırmalarının ne kadar başarılı olduğunu gösteriyordu.

Ford, modeli üç yılda bir güncellediği için kullandığımız 1961 model yılına ait otomobil üçüncü nesil Thunderbird olarak literatürlerde yer alıyor. ’61 model yılı için Ford daha çok tasarım anlamında değişimlere yer verdi. T-Bird’ün dört koltuklu yapısındaysa bir değişiklik olmamıştı.

İkinci nesilin “Square Bird” olarak adlandırılan köşeli tasarım felsefesi yerini daha akıcı ve sportif bir görüntüye bırakmıştı. Dış boyut olarak tamamen aynı kalan otomobil artık daha alçak ve karizmatik görünüyor, arka farlarına doğru uzanan kuyruğuyla ilk jenerasyona gönderme yapıyordu. Arka farların yuvarlak yapısı diğer Ford modellerinde de kullanılan bir tasarım öğesiyken, ileriki yıllarda bir Thunderbird klasiği haline gelecek olan “swing steering” (sağa doğru kayabilen direksiyon mili) özelliği ilk kez 61 model yılında kullanılmaya başlanmıştı. Bu özellik, daha çok otomobile binerken büyük kolaylık sağlarken, Thunderbird’ün “lüks Ford” imajını da güçlendiriyordu.

Gövde tipi olarak hardtop coupe ve convertible olmak üzere iki seçenek yer alırken, otomobilin aks mesafesi aynı kalmış, buna rağmen kabin hacmi artmıştı. Kabindeyse daha geniş torpido gözü kullanılırken standart donanıma elektrikli koltuklar, aynalar ve klima gibi dönemine göre inanılmaz lüks aksesuarlar eklenmişti.

Ford motor seçeneği olarak fazla seçenekten yana değildi. 390 cid hacmindeki V8 motor tek alternatifken şanzıman olaraksa bu lükslüğe uygun, yumuşak karakterli, 3 ileri otomatik üniteye yer verilmişti.
Ford, yeni modelini pazarlamak için Indianapolis 500 yarışının 50’nci yıldönümünü seçmiş, T-Bird’ü yarışın “pace car’ı” olarak getirmişti. Yılsonunda elde edilen toplam 73.000 adetlik satış (62.535 hardtop, 10.516 convertible) T-Bird’ün başarılı şekilde hayatına devam edeceğini gösteriyordu.

Üçüncü nesil Thunderbird 1964 yılının sonuna kadar, tasarım olarak pek de değişmeden üretilmeye devam etti.

Bu arada Thunderbird’ümüzün şasi numarasını incelemeyi de unutmuyoruz. Buna göre otomobilimiz 1961 yılının 14 Kasım gününde, Ford’un Michigan, Wixom fabrikasında üretilmiş. Bej rengi deri koltukları, beyaz rengi, 2 kapılı hardtop gövdesi, 390 cid V8 motoru ve 3.00 oranındaki son dişli oranı ulaşabildiğimiz diğer verileri oluyor.

Sanıyorum tarih dersine yeterince çalıştık. Artık şu büyük blok V8’i çalıştırma vakti gelmedi mi?

Sürüş
Thunderbird’ün kapısına elimi attığımda onun farklı bir otomobil olduğunu anlıyorum. T-Bird detaylarıyla fak yarayan bir otomobil. Kapısında tutacak yok, kapı tutacağı gövdeyi baştan aşağı geçen krom çıtaya entegre edilmiş. Normalde bu parça kapının üzerinde duran ayrı bir cisimken burada kapının sacı oyularak oluşturulmuş. Yani ucuz değil, maliyetli olan yol tercih edilmiş ve bu kapıyı açarken bile fark yaratıyor.

Bu arada sözü geçen bu krom çıta yandan bakıldığında belki çok etkileyici gelmiyor olabilir ama ön-çaprazlardan baktığınızda inanılmaz bir hareket katıyor T-Bird’e ve durup dakikalarca bu hareketi izliyorsunuz. Öne doğru kavisli olan bu krom çıtanın hareketi motor kaputunda da aynı şekilde görünüyor ve T-Bird’ün çok farklı görünmesini sağlıyor.

Kapıyı açtığınızdaysa asıl şov başlıyor. Bolca kromun kullanıldığı kabin dönemin diğer Amerikan otomobillerine göre son derece zengin ve gösterişli görünüyor. Olabilecek her yer parlak kromla kaplı, döşemeler beyaz renkli deriyle bezenmişken, bolca gösterge otomobilde neler olup bittiğini size haber veriyor. Ama bunların yanında asıl etkileyici olansa direksiyonun kolonunun sağ tarafa doğru çekilmiş olması. Bu sayede sürücü koltuğuna binerken çok rahat hareket ediyorsunuz, oturduğunuzdaysa direksiyonu ortaya doğru çekip alttaki mandalından kilitliyorsunuz.

Böylece hareket halindeyken direksiyon kolonu hareket etmiyor. Oldukça akıllı düşünülmüş bir detay.
Oturuş pozisyonu çok rahat, koltuklar geniş ve yumuşak yapılıyken bu sürüş pozisyonu Thunderbird’ün neden lüks olarak tanımlandığını gösteriyor. Buradaki her şey sürücü ve yolcunun rahatı için düşünülmüş. Elektrikli koltuklar, elektrik camlar gibi günümüz otomobillerinde yer alan bazı detayları burada görebiliyorsunuz. Bunlar 1960’lı yıllar için gerçekten önemli detaylardı.

Motor da bir diğer şaşırtıcı özellik T-Bird’deki. Şaşırtıcı çünkü Amerikan otomobillerindeki V8’leri düşündüğünüzde genelde kaba, gürültülü, sarsıntılı ve dünyanın en güzel seslerini çıkaran, modernlikten uzak üniteler aklınıza gelir. Buradaysa durum biraz farklı...

390 kübik inçlik V8, 1961 model yılı için tek motor seçeneği olurken, Ford’un neden bu motorda karar kıldığını anlamak zor değil. T-Bird’ün giderek lüks kavramına doğru yaklaşması ve kullanıcıların kararları bu modelde yumuşak karakterli bir V8’in kullanımını şart koşmuştu. 390 cid, hacim olarak epey büyük bir motor olsa da Ford’un 61 model yılı için yapmış olduğu ekstra izolasyonla birlikte şaşırtıcı derecede az ses çıkartıyor. Hatta bugüne kadar kullandığımız Amerikan’lar arasında en az ses çıkartan otomobil olmasıyla öne çıkıyor.

Yine de bir motor sesi duyuyorsunuz kabinde. Gaz verdiğinizde olabildiğince az sarsılan otomobilin sakin sesi, uzaktan duyulan hırıltılı, bas bir tınıya sahip. Üstelik gaz verdiğinizde de bu ses çok yükselmiyor, konforu etkilemiyor.

Motor her ne kadar 300 bg gücünde olsa da 1940 kg’lık ağırlık nedeniyle çok yüksek bir performans sergilemiyor. Otomobilin fabrika verilerine göre 0-100 km/s hızlanması 9.4 saniye sürerken, 400 metre geçişi 16.4 saniyede son buluyor. Bu değerler Thunderbird’ün performanstansa konfor ve rahatlığa odaklandığını bir kez daha gösteriyor.

1961’deki tek motor seçeneği, yine tek şanzımanla birlikte kullanılmış. Cruise-O-Matic adı verilen 3 ileri oranlı şanzıman biraz tembel bir yapıda. Daha doğrusu uzun vites oranlarından dolayı pek vites değiştirmeyi sevmeyen bir karakteri var. Zaten son dişli oranı da kullandığımız modelde 3.00 olacak şekilde ayarlanmış, yani uzun bir oran bu. Son dişli oranını isterseniz 2.90 ya da daha kısa olan 3.10 olarak da tercih edebiliyordunuz, hatta bu 61 T-Bird’ün teknik olarak değiştirilebilen tek özelliğiydi.

Her ne kadar 0-100 km/s hızlanması çok parlak olmasa da T-Bird gaz verdiğiniz anda hızlanabildiğini göstermeyi seven bir otomobil. Devir yükselirken bile motorun sesi çok duyulmuyor (en azından diğer Amerikanlara göre çok duyulmuyor) kabin konforundan bir şey eksiz olmuyor. Şanzıman 3 oranlı olduğu için öyle çok vites geçişi de olmuyor, sanki tek oranlı gibi basıyor ve gidiyorsunuz.

Sürüş pozisyonu gerçekten çok ama çok rahat. Önde görüş çok geniş, camların olabildiğince geniş olması otomobilin içinin çok ferah olmasını sağlamış, kelebek camı olmazsa olmazlardan. Direksiyon her zamanki gibi büyük ama çok hafif yapısıyla dikkat çekerken korktuğum başıma gelmiyor ve direksiyon mili sağa sola kaymıyor. Buna şaşırdığımı belirtmeliyim çünkü Thunderbird’de opsiyon olarak sunulan bu donanımın bu kadar yıl sonra bir şekilde bozulabileceğini düşünmüştüm.

Koltuklar bugüne kadar kullandığım otomobiller arasındaki en rahat koltuklar, bunu kolaylıkla söyleyebilirim. Evet, iddialı bir söylem ama gerçek bu… Son derece geniş tasarlanmışlar; hem sırt hem de minder kısmında, ayrıca yumuşak yapıdalar ve elektrikli şekilde ayarlanabiliyorlar. Elektrikli koltuk düğmeleri koltuğun hemen yan kısmında yer alıyor.
Koldan vitesin kullanımı da zor değil, direksiyonun iç kısmındaki göstergede hangi konumda olduğu yazıyor. Zaten sadece P, N, R, D2, D1 ve L seçenekleri bulunuyor. D2 genelde kullandığımız seçenek olurken D1’e aldığınızda şanzıman sadece ilk iki oranı kullanımına izin veriyor. L ise sadece birinci vitesi kullanmak isteyeceğiniz durumlarda tercih edilebilir. Bu daha önce direksiyonuna geçtiğim 1959 Chevrolet Impala’da da aynı şekildeydi.

Uzun turlu direksiyon nedeniyle otomobilin hakimiyeti kolay değil, sonuç olarak büyük bir araç kullanıyorsunuz. Yine de bu durum, Thunderbird ile hızlı gitmek istemeyeceğiniz için sorun olmaktan çıkıyor. Bunu istemiyorsunuz çünkü T-Bird’ün içine oturduğunuz andan itibaren rahatlamaya başlıyorsunuz. Sanki kulağınıza biri “Stresi, siniri bir kenara koy; şu andan itibaren çok rahat bir yolculuk yapacaksın” demiş gibi bir hava hissediyorsunuz. Bu nedenle hızlı gitmek yerine cruisin’ modunda otomobili kullanmak istiyorsunuz. Zaten T-Bird’de bu şekilde kullanılmaktan hoşlanıyor.

O caddelerde hız yapmak isteyen serseri imajlı bir otomobil değil; tam tersine geldiğini göstermeyi seven, bol kromajlı tasarımı ve iri gövdesiyle ağırbaşlı, prestijli ve gösterişli olmayı tercih eden bir yapıda. Karakteri ve tüm mühendisliği bunun üzerine kurulmuş; dolayısıyla eğer bir gün Thunderbird kullanacaksanız böyle bir ruh halinde kullanmanızı öneririm, yoksa çok keyif almayabilirsiniz.

İstanbul’un ‘muhteşem kaliteli’ yollarında salına salına, süspansiyonlarını çalıştırarak rahat bir tempo tutturan Thunderbird sürücüsünü hiç yormuyor. Süspansiyonlar o kadar yumuşak ayarlanmış ki sanki yolda hiçbir pürüz yokmuş gibi düşünüyorsunuz, oysa öyle olmadığını biliyorum. Arada verilen gaz pedalı girdilerine küçük hırıltılarla cevap veriyor, hız istediğinizde buna ayak uyduruyor, size Amerikan otomobili kullandığınızı hiçbir zaman unutturmuyor. Bu anlamda sürüşü çok yönlü diyebiliriz.

Elbette yol tutuşu Muscle Car’lar gibi performans odaklı değil. Fotoğraflardan da görebileceğiniz ve şimdiye kadar anlattıklarımdan tahmin edebileceğiniz gibi yumuşak süspansiyonlardan dolayı gövde virajlarda yatmaya çok meyilli. İnce lastikler ve yüksek gövde ağırlığından dolayı tutunma da harika değil ancak zaten aradığınız hiçbir zaman bu olmuyor. Thunderbird kendi belirlediği kurallar çerçevesinde oyunu oynamayı seviyor, bunun dışına çıktığınızda kendini rahat hissetmediği gibi sizi de tedirgin ediyor. Ancak oyunu onun istediği gibi oynarsanız harika bir yol arkadaşı olduğunu da kanıtlamayı çok seviyor. Hatta sürekli böyle kullanılmayı daha çok isteyeceğini düşünüyorum.

Ford’un 1961 yılında bir otomobile böylesine açık bir karakter kazandırabilmiş olması beni çok etkiledi. Bugüne kadarki klasik deneyimlerim daha çok Muscle Car’lar üzerineydi, sadece Mercedes ve Porsche modelleri bu çizginin dışındaydı. 1981 yılına ait Mercedes 280 SLC bile neredeyse bu kadar rafine bir sürüş sunmuyordu desem herhalde Thunberdird’ün konfor anlamında nasıl bir durumda olduğunu anlayabilirsiniz. Aralarında 20 yıl fark olduğunu hatırlatalım…

FoMoCo her zamanki gibi harika bir iş çıkartmış. Bugüne kadar, dört koltuklu Thunderbird’leri fazlasıyla eleştirmiş biri olarak direksiyona geçince neden bu kararı verdiklerini daha iyi anlamış oldum. Ford, Thunderbird’deki potansiyeli görmüş ve oyunu bunun üzerine kurmuştu. Bu doğru olan bir karardı, tıpkı Mustang modelinin gelişiminde ve Shelby ile olan ortaklıklarındaki gibi…

Sonuç
Gün ışığının yavaş yavaş Thunderbird’ün gövdesindeki kromlardan parlamayı bıraktığı saatler geldi artık. Gölgeler uzamaya, hafif bir esinti etrafta dolaşmaya başladı.

Thunderbird ile olan vaktimizin sonuna geldik. Ford’un artık üzerinde düşünmeyi bıraktığı ‘Yıldırım Kuşu’ her ne kadar ‘artık üretilmeyenler’ listesinde yer alsa da hiçbir zaman başarısını, karizmasını ve imajını kaybetmeyecek. Hatta böylesine güzel örnekler etrafta dolaşırken efsanesinin daha da yaygınlaşabileceğini bile düşünüyorum.

V8’ini kapatıyorum, anahtarını çıkartıyorum ve kapısını yavaşça bırakıyorum. Kendinden emin şekilde yerine oturan kapı Thunderbird’ün hâlâ zinde olduğunu gösteriyor.

Yavaş yavaş uzaklaşırken, tekrar arkamı dönüp bakıyorum. Son kez. Batan güneş ışığı altında, gölgelerin, hafif dökülmüş yaprakların altında zaman makinesinden çıkmış gibi görünüyor…

Keyfi yerinde, çünkü başına bir kalabalık toplanmış durumda… Göz kırpıyorum, gülümsüyor…
Thunderbird güzel günleri, güneşli havaları, kaliteyi ve imajı akla getiriyor…

Ona sadece bakarken bile kendinizi çok güzel hissediyorsunuz...
Sözlükte daha sık klasik testi okumak isteriz dediğim testtir. Fotoğraflar da ayrıca güzelmiş, ellere sağlık diyelim.
bunlar da ilginizi çekebilir
ilgili galeri